Dağ yamaçlarında geziniyordu rüyasında, yanlış tek bi adımının sonu uçurumdu...
Ne tuhaftır ki gördüklerinin sonu hiç gelmiyordu. Sadece boyut değiştiriyorlardı.
Bazen ard arda gelmeyen dağlar, kimi zaman iç içe odalar, sokaklar ve duraklar şeklinde seyir halindeydiler. Ortak bir özelliği daha vardı kabuslarının, o da her defasında ayrı bir çiçeğe ulaşmaya çalışması ve başaramadan uyanmasıydı.Saniyelik yaşadıkları gerçekten ibaretmişcesine, kendine geldiğinde hala yorgundu,susuzluğunu gidermek için içtiği su bile, damağında demir tadı bırakmıştı! Hayatında aldığı kararların hiçbirinin ne hissettirdiğini sorgulamadan, hep mantıklı davranmaya özen göstermişti. Susturduğu iç sesinin yıldönümüydü sanki. Düşündeki kaya gülünü canlandırmaya çalıştı gözünün önünde, sonrasında randevusunu aldığı psikolojik danışmanlık seansı geldi aklına. Panikle üstüne rahat edebileceği bol bir tişört ve üzerindekinin farklı tonunda gri kot giyip, boynuna uzanan dalgalı, kumral saçlarını havalandırdı... Göz ucuyla son bir kez daha, evin giriş holündeki duvara asılan boydan aynaya baktı kendine,kilo almıştı son zamanlarda,somurtarak merkezin yolunu tuttu.
Kafasının içinde anksiyete çanlarına dair olabilecek bu huzursuz düşüncelerini kime güveneceğini bilmeden, kendine karşı katı tavrını sürdürmeye devam edip ilerledi rotasına doğru. Yaşadıklarının etkisinde kalarak, güzergahı üzerinde çeşitli tezat ağaçları gözlemledi; kavak, kestane, üzüm. En çok da sarılmaya ihtiyacı olduğu içindi belki de! Odağını nereye yönlendireceğini şaşırmış ve telaşlıydı.
Danışman odası bekleme kısmından daha geniş ve ferah gözüküyordu, nil yeşili duvarlar ve hafif esen rahatlatıcı bir koku hakimdi ortama.
Danışman masasında duran şişenin üzerindeki isim ilgisini çekti; "kaya suyu" yazıyordu. Pencereyi arkasına doğru aldığı sandalyeye oturmuştu…
Bi süre sonra ani duyduğu bi ses tonu irkilmesine sebep oldu:
-Peki en son hatırladığın bitkileri sayabilir misin Asel?
Epey zaman geçtiğini ve seans sonlarına doğru geldiğini, danışmanının sır gibi not tuttuğu defterin mevcut sayfasında, karalamalardan boş yer kalmayışından anladı genç kız. Lacivert çerçeveli gözlükleri çıkarmasıyla, kocaman gözlerinin kendisine odaklanması bunun cabasıydı. İnce parmakları arasında duran kalemin kapağını kapatıp, defterin arasına sıkıştırmasını izledi sakince, kendi yaşı kadar tecrübesi olduğu varsaydığı kadının. Bu kısa hışırtılı sesler ise kendine gelmesini sağladı.
- Kaya gülü... sonra mine, bir de sarı yapraklı bi çiçek gördüm, maymun çiçeği olarak biliniyor halk arasında, bilimsel ismide Mimulus guttatus. Gündelik hayatında insanlarla iletişimde zorlanırken, bu kez deli bi cesaretle, bi çırpıda sarf ettiği cümlelerini toparlamaya çalışma gereği hissetti.
-Bizim ailede bitki yetiştiriciliği bi gelenektir, bir de botanik üzerinden kısa bi dönem eğitim görmüştüm ben de, sonradan yarım kaldı…
Bunları söylerken az evvel iliştiği küçük, sarımsı cam cüssesinin yanı başında duran, saksıdaki menekşeye uzandı. İncitmekten korkarcasına okşarken ayva tüylerini yeşilimsi yaprakların, çiçeğin üzerine parıltı niyetine nüfuz eden, güneş ışınlarına odaklanıp ifade etti kendini.
Açıklamasının devamında kısa bi sessizlik girdi araya.
- Telaş, iletişim ve cesaret...
-Efendim?
Ruhunun röntgeni çekilmekte idi sanki. Ona ait bu duyguları nasılda kolay tanımlayabiliyordu karşısındaki insan?
- Çiçeklerin bir anlamı var...
Seans sonrasında başı dönüyordu,tökezleyerek indi sokağın merdivenlerini.
En yakın parka yöneldi, biraz yürüdükten sonra bir çam ağacına yaslandı, tırtıklı yapısını özümsedi kollarıyla. Her canlının bir kimliği vardı…
Kendini olduğu gibi kabul etmesi bir hayli vakit alacaktı.
Biraz dinlenince, güç bulup devam etti. Söğüt ağaçlarını da ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Üzerini örtmesine izin verdi, altında uzandığı ağacın dallarının...
Kaderin ellerinden ipleri almanın zamanı gelmişti.

No comments:
Post a Comment